Kayıtlar

Resim
Çoğu genç kıza nazlanma ve şımarma payı bırakıldığı bu dünyada, benim nazlanma ve şımarma payımı kim aldı? Nerede ve onu nasıl elde edeceğim? Hediye ve hazine olduğumuzdan bahsettiler, bunun ne anlama geldiğini anlamak ne kadar sürer? Kaç yaşında anlarız? Anlarsak, hissedersek o an nasıl garip hissetmeyiz? Farklı ve yabancı birisi gibi bu duygular nasıl hücum etmez bünyemize? İçimdeki savaşma hissini nasıl çeviririm barışçıl bir ortama? Ne zaman savaşmayı bırakır çekilirim otağıma?  İnsan merak eder. Ne zaman? the willow maid
Büyük bir suskunluğun ve isteksizliğin ortasında bağdaş kurmuş oturuyorum. Artık susup uzaklara dalıp gitmek canımı sıkmıyor, bunu arzuluyorum. Hiçbir şey yapmadan denizi ve gökyüzünü seyretmek iyi geliyor. Güçsüz hissediyorum. Anlatmaya gücüm yok. Susuyorum. Anlatmak çok yorucu artık. Canım istemiyor. Çok konuşmak isteyen ve anlaşılmak için çırpınan o kızdan eser kalmadı. Dinlemek istiyor musun? Anlatsam dinler misin?  "Anlatırsan dinlerim."   Ama ben artık anlatmak istemiyorum. Başıma ne geldiyse anlatmaktan geldi, anlatmalara küstüm.

yetişmem gerek yazgıma

"bütün ömrümce aradığımı bulduğumda, oturup ağlayacağım bir deniz kıyısında" demiş şair. ben de öyle yaparım belki kim bilir, öyle bir farkındalık anında deniz kıyısında otururken gökyüzüne bakarım sanki görülmeyenin arkasındakini görmeyi arzular gibi. teşekkür ederim gözlerimle, sonra da şıp şıp ağlarım şükrederken belki. ama şimdi... "kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç püskürtüyor beni dünyaya bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni Atlantik ve Pasifik ve beş kıta koşmam gerek yetişmem gerek yazgıma tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek"

fairytale

Resim
  Here i am, looking at these fantastic paintings with my hands on my cheeks, imagining how my life could be in a fairytale. Looking at these kind of drawings/paintings throws me to a different zone. Imagining a completely different life, different people. Well, living in the worlds that dont exist has always been my sweetest escape. Wearing an antique Victorian dress, wondering around and in the beautiful green gardens with no worries in my mind. And of course there is more than that....The safety a healthy and eternal love offers, the joy of laughter coming from that cannot be taken for granted. Imagination, what a wonderful thing you are that you make me feel alive. My safe spot, my soothing and comforting darling when i feel the most upset... Let's dance with this song in this magical world that only exist in our minds, then >  ethereal And walk around the gardens of beautiful flowers> nuit enchantée      
Sevdiğim insanları öylesine çok ve şiddetli bir şekilde seviyorum ki kalbim çatlayacak gibi oluyor. Ey sevgili kalbim, neden bu derece sevmeme izin verdin? Bu sevgi her defasında gözlerimi yaşlara boğacak bir sevgiye dönüşecekse eğer soruyorum, sevgi sadece acı mı getirir? 

Hatırlamak

Bir gün sessiz sedasız terk-i diyar eyleyeceğim bu dünyayı, yarım kalacak her işim. Evdekiler uyanmasın diye terliklerimi çıkarıp parmak uçlarımla usulca yürüyerek gideceğim, kimsenin rahatını bozmadan. Yarım kalacak bazı sevgilerim, yapmak istediklerim ve umutlarım. Dünya biraz da budur. Gitmeniz gerekendir. Acılarla ve hüzünlerle doludur. Kimse anlamayacak, bir kuş gibi uçtu gitti desinler arkamdan. Kuşları ve gökyüzünü çok severdi ve onlara benzeyip açtı kanatlarını hiç duymadık bile yumuşak tüylerini gökyüzüne çırpışını desinler. Hep bir kuş olup ufuklara uçmak istemişti ve sonunda istediği oldu desinler. Kimseye yük olmadan yaşamaya çalışma gayemi giderken de yerine getirmeye çalışacağım çünkü. Var oluşumla kimseye yük olmamaya çalıştığım gibi yokluğumu da bir kuş kanadına bindirip usulca alacağım yanıma. Bir ürperme gelirse içinize kanatlarımdan bir kuş tüyü düşmüştür de hafifliği sizin canınızı yakmasın diye o kopmuş tüyü de alıp öyle devam etmişimdir ayrılışıma, unutmayın. ...

Bir eşya ve bir ev

Geçen gün eve dönüş yolundaydım. Metroya geçip yürüyen merdivenlere ilerledim ve yağmurun hafif bi şekilde damlayışına aldırmadan hızlı hızlı inmek yerine yürüyen merdivende sakince durmayı tercih ettim. Merdivenin aşağıya inmesini beklerken neredeyse beş merdiven aşağıda kıyafetlerle sarıp sarmalanmış küçük bir çocuk ve elinden tuttuğu - babası olduğunu tahmin ettiğim- adam duruyordu. Onlar da bir an önce yürüyen merdivenin sonuna gelmeyi bekliyorlardı. Arkalarından bakarken gözlerim birden küçük çocuğun elindeki eşyaya gitti. Renkli ve tanıdık bir şeydi. Bir oyuncak mıydı? Bunun cevabını bilmiyordum ama evet, onu tanıyordum. İsmini bilmediğim o eşya beni bir anda oradan uzaklaştırdı, kocaman bir kuş misali gövdesine bindirdi ve kanatlarıyla bir yere götürdü. Filmlerde insanlar düşünürken bir anda eskiden yaşadığı şeyler gösterilir ya ekranda, işte tam da öyle oldum. Ruhum bir anda uçuverdi ananemin evine. Elimde o çocuğun elinde tuttuğu ve oynadığı eşya vardı. Ananemin evinin kokusu ...