Bir eşya ve bir ev
Geçen gün eve dönüş yolundaydım. Metroya geçip yürüyen merdivenlere ilerledim ve yağmurun hafif bi şekilde damlayışına aldırmadan hızlı hızlı inmek yerine yürüyen merdivende sakince durmayı tercih ettim. Merdivenin aşağıya inmesini beklerken neredeyse beş merdiven aşağıda kıyafetlerle sarıp sarmalanmış küçük bir çocuk ve elinden tuttuğu - babası olduğunu tahmin ettiğim- adam duruyordu. Onlar da bir an önce yürüyen merdivenin sonuna gelmeyi bekliyorlardı. Arkalarından bakarken gözlerim birden küçük çocuğun elindeki eşyaya gitti. Renkli ve tanıdık bir şeydi. Bir oyuncak mıydı? Bunun cevabını bilmiyordum ama evet, onu tanıyordum. İsmini bilmediğim o eşya beni bir anda oradan uzaklaştırdı, kocaman bir kuş misali gövdesine bindirdi ve kanatlarıyla bir yere götürdü. Filmlerde insanlar düşünürken bir anda eskiden yaşadığı şeyler gösterilir ya ekranda, işte tam da öyle oldum. Ruhum bir anda uçuverdi ananemin evine. Elimde o çocuğun elinde tuttuğu ve oynadığı eşya vardı. Ananemin evinin kokusu geldi burnuma, sevdiğim insanlarla o evde birlikte oluşumuzu gördüm ve sevdiğim o tanıdıklık, sıcaklık hissi geldi. O an üzerime kalın bir kıyafet almadığım için üşümüştüm ama bir anda ısınıvermiştim o hatıraya dönünce. Etrafta insanlar olmasaydı gözlerimin dolmasıyla kalmazdı, biliyorum. Şimdi kelimelere dökerken bu düşünceleri ve duygularımı, akıtıyorum hislerimi.
Geriye dönüp baktığımda da o zamanlar beni üzen çok şey olmasına rağmen hatırladıklarımın hep güzel hisler olması ilginçti. Güzellikleri hatırlayan zihnim için hamdlar olsun. O anları tekrar yaşamayacak olmak canımı yakıyor. Çok özlüyorum. Ananemin radyosundan gelen türküleri özlüyorum, yanaklarımı her öpüşünde elimle yanağımı sildiğim ve onu kızdırdığım anları özlüyorum. Dedemin "Bak şimdi böcek geliyor" diyerek kolumun üzerinden yürüttüğü iki parmağıyla beni gıdıklamasını özlüyorum. Bastonuyla giderken yürüyüşünü izlemeyi özlüyorum, mutfaktaki rafta duran ve her fırsat bulduğunda kurduğu horozlu saati çevirirken çıkan sesi ve onu yaparken izlemeyi özlüyorum. Ananemle tartışmalarını ve şakalaşmalarını özlüyorum. Bana güvende hissettiren o evi, o güzel insanları ve o karşılıksız sevgiyi çok özlüyorum. Orası benim güvenli bölgemmiş, ferahlık evimmiş. Bunu şu anda anlıyorum. Bu anıların hepsi birer görüntü eşliğinde beliriyor zihnimde. Hissettirdiklerini hiç unutmuyorum. Hisleri nasıl unutmaz insan? Unutulmuyormuş. Dedemi çocukken ananemi de altı sene süren ağır bir hastalıktan sonra lise 3'te kaybettim. Yıllar oluyor ama ben yaslarını sanırım daha yeni tutuyorum. Bir eşyanın da beni götürdüğü yere ve hissettirdiklerine şaşkınlıkla şahit oluyorum.
(Bahsettiğim eşyanın ismi fosforlu stres yayıymış.)
Yorumlar
Yorum Gönder